Ben sevmem ölümleri. Belki de 'ölüm' demeleri...

 

Üzülmüşüz biz be. Üzülmüşüz de diyememişizya, en çok da bundan yanmış canımız.

Alışmışız iyi.

Gülüp geçememişiz yalnız.

Daha iyi.

Oturmuşum da öyle balkonumda, unutmuşum kül tablasında beni bekleyeyen sigaramı. Sönmüş gitmiş öyle boynu bükük. 

Bu hüzün benim bile değil dostlarım

Şöyle bir kaldırıp kafamızı, ‘ulan ben ne yapıyorum’ diye kendi kendimize soramıyoruzya, işin en acı tarafı da bu işte. O kadar meşgulüz ki kendi hayatlarımızla, başka insanların yüzlerini görebilmek için bir anlığına dahi olsa şöyle bir kaldıramıyoruz başımızı. Bugün şuraya gidecektim, yarın şununla buluşacaktım derken günler farkına varamadan bir çırpıda uçuveriyor ellerimizin arasından. Kaldırıp başımızı, gökyüzüne şöyle bir bakıp; ‘bugün ne kadar da güzel bir gün’ diyemeden öleceğiz ondan korkuyorum. Ya da oturup deniz kıyısında bir iki bira içemeyeceğiz yalnız başımıza. O kadar meşgulüz ki çünkü, zamanımız yok bu aptalca şeylere vakit ayırmaya. Varsa yoksa bir sonuca vardığımızı düşündüğümüz şeyleri yapmalıyız çünkü biz. Misal kendi umutsuzluğumuza bir sigara yaksak ne olacak ki sanki, geri mi gelecek onca hayalini kurduğumuz umutlarımız. Ya da efkarlansak bir gece, dertlerimizi anlatsak bir yakınımıza; kurtulacak mıyız bu gamdan hüzünden sanki ? Nasıl olsa öleceğiz bir gün değil mi, dolu dolu yaşamalıyız günlerimizi. Boş işlerle uğraşmamalıyız mesela. ‘Boş işler.’ Sahi böyle adlandırıyoruz değil mi bu tür şeyleri ? Aptalca, insanın canını sıkan, dertten tasadan başka bir şey getirmeyen boş işler diyoruz biz bunlara. Ve tenezzül bile etmiyoruz, elimizi dahi uzatmıyoruz bir tutam üzüntüye, umutsuzluğa. Çünkü üzülmek ya da kırılmak istemiyoruz. İstiyoruz ki hep gülsün yüzümüz. Başımızı yastığa koyduğumuzda hiç bir kötü düşünce, kafa yorulacak mesele gelmesin aklımıza. Çünkü benciliz bir çok şeyden. Çünkü hazırlıksızız mutsuzluğa.

.

Benim kıymetli yalnızlığım

Bir yazmak isterdim ki şimdi
Ne geceler gündüz olsun
Ne de tutunsun ensesinden deniz göklere